ben uyurken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben uyurken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21.03.2013

kayadaki don

  • ve söz verdiğim gibi yürüyerek geri döndüm hastaneye
  • biraz aksak Timur, ama olsun... 

  • ben yoğun yoğun bakılırken, sizlerin beni beklediği yerlerdeydim yeniden
  • sizlerin oturduğu banklarda başkaları oturuyodu...


  • annemin çalı süpürgesi hala orada duruyodu
  • kaya da oradaydı, ama üstünde don yoktu



  • ablam sürekli turist rehberi gibi, 'bak burada da şunu yapıyoduk' diye anlattı 
  • o kadar çok dinledim ki, sanki bedenim yoğun olarak bakılırken, ruhum oralarda geziniyodu




  • ve doktorum Kürşat Dabak'ın karşısına yürüyerek çıktım!
  • söz verdiğim gibi...
  • uzun uzun konuştuk
  • bana ameliyatlarımı anlattı
  • konuştuğum tüm doktorlardan daha umut verici konuştu Kürşat hocam benimle
  • karşısına tekerlekli sandalyeyle çıksam hiç şaşırmazmış aslında, öyle söyledi
  • ama o benim en kötü halimi görmüştü, ama hiç kötü bişe söylemedi
  • beni ayakta görmesine, çişimi tutabilmeme, bacağımı biraz hareket ettirebilmeme, en çok da benim bu kadar azimli olmama o kadar sevindi ki!
  • 'ne yaptıysan aynen devam et!' dedi
  • yakında KAFO'nun K'sini atarsın, AFO takarsın dedi (AFO dize kadar olan protez) 


  • şimdi tetkikler yaptırıyorum, ve belki Kürşat hoca beni kolumdan ameliyat edecek, kolumu biraz hareket ettirebilmem için
  • ona güvenebileceğimi biliyorum, benim dağılmış kaportayı toplayan kişi o çünkü

  • ablalarım ve annem iyi ki hep yanımdasınız, beni elimden tutan hayat sizsiniz, siz nerdeyseniz benim evim de orası... 


11.12.2012

ben uyurken #8 ozlem yaziyor

‘ayça yapar!’
Söz konusu hayatta kalmak olduğunda da.. She does!
Bunu ben söylemiyorum ki! Ben biliyorum, Ayça’yı tanıyorum zaten. Ama annem, babam, kardeşim, Ayça’yla hiç tanışmamış arkadaşlarım, Ayça’yı yalnız işlerinden bilen insanlar, hasbelkader Ayça’dan bahsettiğim herkes aynı şeyi söylüyor. Ayça yapar!
Ben Antalya’ya giderken, İzmir’de yaşayan herkes Ayça’yı tanıyor gibi gelmişti bana. Sanki ben İzmirlileri temsilen gidecek, Ayça’nın hayatta olduğunu teyit edece ve geri dönecektim. Sonra kaldığımız yerden hayatımıza devam edecektik.
Ya yapamazsa..
Hastanenin bahçesinde tanıdık yüzler; İstanbul’dan, özlenen eski günlerden, Ayça ekseninde tanıştığım insanlar var, annesi, ablaları, eniştesi, teyzeleri, arkadaşları filan. Yanlış yere ve zamana ışınlanmış bilimkurgu figüranları gibiyiz. Ya da Ayça hakkında ama O’nun duymasını istemediğimiz bir şeyi konuşmak için toplanmış gibi.
......

Ben deli gibi korktum Aycuş uyurken.  Ya uyanmazsa anasını satayım? Napıcaz o zaman? İnsanın aklı baş edemeyeceği şeyleri yok sayıyor ya, benimki de öyle; dalga geçiyor sanki birileri. Ayça bi' yere kadar gitmiş, biz de O'nu bekliyoruz. Niye Antalya'da, niye hastane bahçesinde bekliyoruz, onu hiç bilmiyorum. Olsun bekleyiş değil beklediğimiz kişi önemli bu kez. Aycuş'u bekliyoruz. Eh, geleceğinden de eminiz! Varsın absürd olsun durum, bekleriz.
........

Solunum cihazının sesine aşık olup aynı zamanda ondan nefret ediyorum. Ayça'nın yaşayacağından eminim, yaşamaya çalıştığından ama tek başına yapamıyor işte. Bir süre daha bu aletin sesli sesli üflemesine ihtiyacı var. Aycuş yardım istemez zaten. Söz konusu nefes bile olsa, ancak zorla yardım edebilirsin O'na.
........

Bir insanın anıları, fikri, hayali mi daha gerçek bedeni mi derseniz, bedeni derdim ben yoğun bakıma girdiğimde. Aycuş'un bedenini görmek, elini tutmak O'nun düşüncelerini de görmektir aynı zamanda, duygularını da görmektir. O'nun yaşadığını bilmektir!
........

Çok zormuş! Ağlamak ta, ağlamamak ta bazen..
.......

Aycuş'un yanına gidip eline enerjili su sürmeye çalışıyorum. Aybigin Abla'yla 'organize işler' olmuşuz, yoğun bakıma poşette okunmuş su sokuyoruz gizli gizli. Yaptığımızdan şüphemiz yok ta, kuralları çiğniyoruz diye tedirginiz biraz. Yakalanmaktan acayip korkuyoruz; bizim memleketimizde hemşirenin çemkirmesinden korkmayan hasta ya da hasta yakını var mı ki? Ağzını açıp usulca Ayça'nın başındaki tıbbi çöpün içine bırakıyorum poşeti. Oh be! Mission is completed :)

Ayça uyanmadan ben dönüyorum. Yazın Aycuş'la Kordon'da çimlerde oturduğumuz, Karaburun'dan Urla'ya göç ettiğimiz(!) İzmir'e. Evimden evime gidiyor gibi hissediyorum bu kez. Aybigin Abla'nın 'bir kardeşim daha oldu' mesajı bitiriyor beni. Çok mutluyum da bir tek uyanınca yanında olmayacağıma üzülüyorum.
.......

Bayramın ilk günü Ayça uyanıyor. Bayram bayram oluyor. Ayça yaşıyor, O'nunla birlikte biz de hayata dönüyoruz. Çok yaşa Aycuş!

ben uyurken #7 BUDANS


Korkak bebek adimlariyla temel figurleri ogrenmeye calisirken tanistigimiz, sabahlara kadar antrenman yaptigimiz, derslerde birlikte ter doktugumuz, dans gecelerinde deliler gibi eglendigimiz, festivallerde parladigimiz, sonrasinda diktigim kostumlerle daha da baglandigimiz dostlarim, beni hastanedeyken de yalniz birakmadilar...


Aycacigim;                                                                                                    25.08.2011
Bizim icin onemli oldugunu bilmeni istedik bir kere daha. Bir cogumuzun hobisi gibi gorunse de dans, aslinda bircogumuzun hayatinda en cok deger verdigi olay. Ve o olayin olmazsa olmazi, kostumler. Dans bir anlatimsa, kostum de oyle. Durusunu, cizgisini karsindakilere fisildayan ipucu. Ve biz senin kostumlerinle var olduk sahnede, televizyonda... Senin elinin emegiyle o kadar goz doldurduk, digerlerinden ayrildik.
Bir seyleri yoktan var etmek herkesin yapabilecegi bir sey degil. Bir kiyafeti, bir heyecani, bir umudu. Yillarca kostumlerimizi, dolayisiyla sahne heyecanimizi yoktan var ettin. Simdi de Somali"deki bir suru cocugun umudunu. Senin adina Budans"ca bagis toplayip Somali"ye gonderdik. Bu talihsiz durum buna vesile oldu, ve bircok ac cocugun umudu oldun. Senin onlara verdigin umut, onlarin dualari olarak sana geri donecektir. Burada herkesin hayata donmen icin ettikleri dualar gibi.
Hayat bazen zor, ama herseye ragmen yasamaya deger... Yasayacagin cok mutluluk var, seni heyecanlandiracak bir suru olay, dinleyecegin guzel muzikler, yiyecegin guzel yemekler, Istanbul, dans, tasarim... var. Hepsinden once seni cok sevenler var. Hadi elini cabuk tut aycacigim, guzellikler ve biz BUDANS olarak seni bekliyoruz.
                                                                                                                          BUDANS

17.11.2012

ben uyurken #6 yogun bakim













  • Su kullandigim cihazin adi Kafo
  • ona cok iyi davrandigimi soyleyemem
  • yani onu istemiyorum bi yandan ama o olmadan da ayaga kalkamiyorum
  • zor bi iliski aramizdaki gercekten


  • kazadan sonra gozlerimi actigimda, basimda ablalarim vardi, bana olan biteni anlattilar, "hatirliyo musun" dediler, hatirliyodum
  • bacagimi hissetmedigimi, ameliyatlar gecirdigimi anlattilar
  • o sirada sag kolum da alcidaydi, civileri takip, L seklini verip alcilamislar, oyle de kaldi zaten
  • Yogunbakimda sanirim 18 yatak vardi
  • ben "4. yatak"tim, adim yoktu
  • karsi caprazimda yatan amca cok yasliydi ve bi makineye bagliydi, makine filmlerdeki gibi "dit, dit diiiit" edip duruyodu
  • sonra birdan sadece "diiiiiiiiiit" etmeye basladi
  • yanima gelen doktora -sesim de cikmiyodu o sirada- zar zor sol elimle amcayi isaret ettim, bogazimi keser gibi yaparak "amca gidiyo kosun" demeye calistim, neyse ki doktor anladi ne dedigimi, ama meger amca gitmiyomus :), o makineye bagliymis zaten, oyle biseler
  • beni uyutmadiklari zamanlarda cok sikiliyodum hatirliyorum da
  • 24 saat florasanlarin altinda hic gun isigi olmadan bagiris cagiris yasayan bi odadaydim
  • gecenin 3 unde gelip carsaflarimi degistiriyolardi
  • hemsire hanimdan sacimi yikamasini istemistim ve sular yere dokulmesin diye buyuk bi cop torbasina akitarak sacimi yikamisti, ama tabii sacim topaklasmis oldugundan kesmek zorunda kaldik
  • annemi dusunuyodum
  • annem yanima pek gelemiyodu
  • beni o halde gormeye dayanamiyodu sanirim
  • yanimdayken de pek konusamiyodu
  • annem o kadar guclu ki, hepimize yetti, ablalarima, bana, babamin acisina
  • fazlasiyla yetti
  • zaman yok gibi, sanki dun gibi, ama cok da eskide kaldi
  • orada gecirdigimiz zaman dilimi bi yerlerde oylece kaldi
  • daha cok var yazacak hastaneyle ilgili, aklima geldikce yazsam mi buraya?


18.10.2012

Ben uyurken #6 (Levent Akdoğan yazıyor)

NOT: bana gelen bu maili Levent Bey'in izniyle yayınlıyorum, biliyorum Gülenay aradığı iliği bulacak, hadi gidip bi tüp kan verelim 
 
*******************************************************************************
Merhaba Ayça;
Birikmiş eski gazeteleri geri dönüşüme atmak üzereyken, Milliyet'teki röportajını tesadüfen gördüm.
Aramıza geri dönmene ve iyileşmene çok sevindim.
Özge'nin facebook'ta paylaştığı -acil kan ihtiyacı- iletisini gördüğümde, A.Ü. Tıp Fakültesi'ne kan vermek için gitmiştim, fakat gittiğimde kan ihtiyacı kalmamıştı. Yine de ablana, ve şu anda ismini hatırlayamadığım arkadaşına (sanırım Dilara'ydı) telefonumu vermiştim kan ya da trombosit ihtiyacı olursa diye. Çok yorgun görünüyorlardı ama iyileşeceğine inanıyorlardı.
Bina içinde, bekleme salonunda, bahçede seni seven bir çok arkadaşın, yakının doktorlardan gelecek iyi bir haber bekliyorlardı.
Hiç tanımadığın, görmediğin, konuşmadığın bir insan için yardımda bulunmak farklı bir duygu.
Geçen hafta yine Tıp Fakültesi'ndeydim, bu kez kabin memuru olan kuzenimin yakın arkadaşı Gülenay için.
Şu an lösemi tedavisi gören Gülenay'ın da yardıma ihtiyacı var, tedavisi için acilen ilik nakli gerekiyor ve uygun donör bulmak için küçük bir tüp kan örneği vermek gerekiyor. Umutlar tükenmek üzere de olsa biz hâlâ inanıyoruz. İyileşecek Gülenay, daha 25'inde, thy'de kabin memuru.
Umarım seyahat planını gerçekleştirebilirsin.
Hiç bir zaman vazgeçme, mutlaka bir gün olacak.
Hayata sımsıkı sarılmaya devam et...
Levent Akdoğan
Antalya

16.10.2012

Ben uyurken #5 (aybegum ablam yaziyor)

Zekeriya ile Beyaz
nerden geldiğini bile anlamadan girmişti hayatımıza Zekeriya.. o günlerde aklımızı dağıtmamızın, kasvetli havanın dağılmasının belki de en büyük sebeplerinden biriydi. o ve arkadaşı Beyaz!
önce Zekeriya geldi. hayatımda tanıdığım ilk (ve tek) şaşı kedi! :))

ismiyle geldi aslında. onu gören birinin aklına, Zekeriya Beyaz hocanın gelmemesi pek de mümkün değildi, sadece kalın camlı gözlükleri eksikti ifadesinde!! ha bu arada küçük bir ayrıntı Zekeriya dişiydi :))
Beyaz da (aslında beyaz olmamasına rağmen) bir hafta sonra falan katıldı aramıza. sadece birkaç aylık, küçük bir bebek kedi, Zekeriya'nin ismine eşlik etti :))
etraftaki diğer onlarca kedi arasından neden onlar, nasıl aynı gün içinde isimlerini öğreniverdiler, Zekeriya hiçbir kediyi yanımıza yaklaştırmazken kapilarimizi Beyaz'a nasıl açtı bilmiyorum. ama bildiğim birşey var ki bizim kedilerimiz olmuşlardı kısa bir sürede..
sadece bizle kalsa iyi, bütün hastanede Zekeriya aşağıya, Zekeriya yukarıya herkesin dilindeydi. işin garip tarafı bir Allah'in kulu da çıkıp bu kedinin adı niye Zekeriya diye sormadı. koca koca adamlar bir uçtan çağırıyorlardı bizim fırlamayı 'Zekeriyaaa gel sana yemek getirdim'. ya da hiç tanımadığımız bir başkası almış Beyaz'i kucağına 'sizin kediyi A bloğun orda buldum, kaptım getirdim' diye teslim ediyordu bize!!
gel zaman git zaman çok bağlandık birbirimize, bir buçuk ay boyunca yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi onlarla..
veda vakti yaklaşırken içimde bir yumru büyüyordu ne yalan söyliyim,
ama onlar yine buldular bir yolunu..
Zekeriya çapkınlık turlarına başladı son birkaç günde, Beyaz ortalıkta görünmemeye..
ambulansa binip Antep yollarına düşmeden önce hoşçakalın demek için aradım onları bahçede, elimde bir tabak veda sütüyle. yoklardı. bıraktım ağacımızın altına dönüp gelirlerse gittiğimizi anlasınlar diye.
bir de bilsinler istedim bu vesileyle. onları çok sevdiğimi, teşekkür ettiğimi..

14.10.2012

ben uyurken #4 (aybala ablam yazıyor)


sarı kabarık etek
Aycuş yoğunbakımda yatarken biz ölmemeyi başardıysak, bunu espri anlayışımızı hiç kaybetmememize borçluyuz.
Mesela bir şirket kurduk, adı: “Ne sandın holding”.. Mesela, o zorlu ve sağ çıkma ihtimali bile düşük olan ameliyatta Ayça ölmedi ya, “Ne sandın?”..  Sarılık oldu ve doktor “ben hayatımda bu kadar yüksek direkt biluribin değeri görmedim, bunu atlatabilir mi bilmem” dediğinin ertesi günü birden sarılığı geçti ya, biz hemen “ne sandın?”.. Mesela, kan değerleri durmadan düşüyor, habire kan takıyorlarken birgün birden bire düşmemeye başladı ya, biz doktorlara: “Ne sandın?” Hatta bununla ilgili şöyle de bir anımız var, görüşmeden çıkınca, hemoglobininin artık düşmediğini öğrenince Begüş'le sevinçten havalara uçtuk, aşağıdaki annemlere de bu muhteşem haberi vermemiz gerek, ama taşkınlık da yapamıyorum bağıramıyorum oley diye, aradım aşağıyı sessizce, “anne aycuşun hemoglobini düşmüyormuş” deyip telefonu kapattım. Annem hemoglobinin ne olduğunu o ara tam öğrenememişmiş meğer, ses tonumdan da kötü bir şey söylediğimi sanmış, dönüp yanındakilere, “napıcaz şimdi Ayça’nın hemoglobini düşmüyormuş, vah vah” diye ağlanmış.. Buna feci çok güldük mesela.. Neval bir de tabela yaptı bize, bahçedeki masamıza, şahane renklerle, üzerinde “Ne sandın holding” yazan,ağaca da astık tabelayı. Aycuş tarayıp koyar belki buraya..
Sonra mesela, Aycuş henüz bizi göremiyorken ve duyup duymadığını da bilemiyorken, Neval sarı kabarık etekli resmini çizmişti ve biz yatağının kenarına yapıştırsınlar diye yoğun bakımdaki hemşirelerine vermiştik, hissedeceğini bilerek. Hemşireler, tam olarak neden böyle bir şey yaptığımızı ve kimin yakını olduğumuzu henüz çözememişlerdi o günlerde, bir de baktık ki, yan yataktaki 85 yaşındaki dedenin yatağının başucunda bizim sarı kabarık etekli resim.. Sonraki üç gün, dedenin birdenbire uyanıp, “getirin benim sarı kabarık eteğimi, giymem gerek acil ama nedenini bilmiyorum” dediğini hayal edip gülmüştük. Sonra giydi o sarı kabarık eteği gerçekten de şükür, Neval’in annesi dikti.
Sürekli tıbbi tabirler havalarda uçuşuyor hastanenin bahçesinde, hadi ben doktorum da, herkes de mecburen öğrendi. Artık bi ara bi baktık, hemoglobin, biluribin, transfüzyon, operasyon’lar havalarda uçuşuyor. Sabah uyanınca günaydın yerine hemoglobini kaç, nasılsın yerine genel durumu nasıl, iyiyim yerine vital bulgularım stabil falan demeye başlamışız.  Dedik ki, bunları Ayça yüzünden öğrenmek zorunda kaldık, en iyisi ona bir ceza verelim. Kendimiz bir dil geliştirelim, nasılsa Ayça bunları bilmiyor, uyanınca onu şaşırtalım, “Günaydın Ayça, vital bulguların stabil mi?” “He de hö dö” “Direkt biluribinindeki düşme trakeostomiyle mi ilgili acaba?” “Nee!!”.. İntikamımız acı olacaktı yani..
Uzun lafın kısası, biz yoğun bakımın bahçesinde çook eğlendik 

13.10.2012

ben uyurken #3 (neval yazıyor)

ayça uyurken ben rüya görürüm
 
Haberi aldığım o günün gecesinde rüya gördüm.

Ben uyurken #1 (aybegum ablam yaziyor)

hava 45 derece falandı. asıl, sıcaklık değil de üzerimize yapışan nem engelliyordu sanırım nefes almamızı..
içerisi serindi, klimalıydı heryer ama topluluk enerjisinden heralde, kimse kıpırdamıyordu o bahçedeki yerinden. sanki farklı bir adım atan olsa, bir aksilik olacağı hissi vardır ya, öyleydi işte..

günler geçiyor, evimizden çok uzaktaki o yabancı şehrin bahçesinde bekleyen topluluk hiç azalmıyordu.